15 Ağustos 2016 Pazartesi

Sofrada Antep biberi yemek

Hu huu ^^'

Antep biberi temalı yazımla karşınızdayım efenim :) Ne alaka antep biberi yahu demeyin hemen zira ne zaman Antep biberi görsem aklıma size daha önce "Amcayla dede arası mahalle sakini" başlıklı yazımda bahsettiğim yazlıkçı amca geliyor. Hemen anlatıyorum efenim.

Sıcak ötesi cehennem öncesi bir yaz günü, nemden dıbık dıbık hissederken kafasında kasketi, burnunun ucunda gözlüğü ile yazlıkçı amcayla karşılaştım. Yine bana bir sürü kitap-film-şarkı önerdikten, katıldığı etkinliklerden bahsettikten sonra, "A sana ilginç bir şey söyleyeyim de gül biraz," dedi ve başladı anlatmaya: 

"Gaziantep'e gitmiştim, acıkınca lokantaya gittim. Garsona siparişi verdikten sonra ilk önce masaya bir tabak dolusu biber getirdi. Hani var ya dolma yapılan biber, ondan! Ne yapacağımı sorduğumda yemeğin yanında yiyebileceğimi söyledi. Aa! Şaşırdım kaldım hahaha..." minvalinde kısaca anlattı durumu. 

Ben de gülüyorum bu sırada tabii ama amcanın duruma şaşırmasına, ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyor olmasına güldüm. Sonra açıkladım; bizim evde de Antep mutfağı hakimdir, yarı Antepli sayılırız. Gider geliriz de Antep'e, yemekleri ve kültürüyle güzel bir şehirdir. Antep biberi de sofralarda çok tüketilir. Biz burada hala Antep biberi çıktığında alır, sofrada tüketiriz yemeğin yanında, lezzetli bir biberdir bla bla bla.." Yine de şaşırdı mahalle sakini amca :) 

Antep biberini sadece Antepliler ve Antep kültürünü benimseyenler yiyor olamaz di'mi?
Yapmayın bunu der ve yazıyı burada noktalarım :) 


3 Ağustos 2016 Çarşamba

Bugün Pazar değil ve ben yine de çok bahtiyarım..

Hu huu ^^'

Tam şu anda kendimi dünyanın en huzurlu en efil efil insanı hissediyorum zira evin en esen noktasında koltuğa öylece oturmuş pencerede gelen serin havayı karşılıyorum. Öyle şahane esiyor ki bulunduğum nokta birkaç saat sonra yaprak kımıldamayacak hale geldiğinde klimayı çalıştıracağımızı falan boş vermiş haldeyim :)  

Geçenlerde instagram'da bir fotoğraf gördüm, Nazım Hikmet büstü ve altında dizeleri.. Diyor ki Nazım Hikmet;

Bugün pazar. 
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. 
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün 
bu kadar benden uzak 
bu kadar mavi 
bu kadar geniş olduğuna şaşarak 
kımıldamadan durdum. 
Sonra saygıyla toprağa oturdum, 
dayadım sırtımı duvara. 
Bu anda ne düşmek dalgalara, 
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. 
Toprak, güneş ve ben... 
Bahtiyarım...

Nasıl güzel kaleme almış güneşe ilk çıkışını, hayranım :) Ben de tıpkı Nazım hikmet gibi bahtiyarım. Ömrümde ilk defa böyle serin hava görüyormuşçasına, cehennemden çıkıp cennete girmişçesine bahtiyarım; rüzgarım ve ben..


30 Temmuz 2016 Cumartesi

20'lik diş ve etkileri

N'abersiniz gençler?

Direkt konuya gireyim ki başlık zaten kendini belli ediyor. İki gündür 20lik diş etkilerini çekiyorum. Dişimin sızlamaya başladığı gün acıların kızı moduna geçiş yaptığımı söylemeliyim çeşitli ağrı kesiciler ve doğal yöntemler ile ağrımı dindirmişken ertesi gün yüzümün balon gibi şiştiği bir güne uyandım. Yüzümün sağ bölümü adeta benden bağımsız bir cumhuriyet kurmuş bir şekilde. Hemen antibiyotik tedavisine başladım lakin ikinci gündeyim ve hala şiş bir haldeyim. Daha önce apse yapmış diş gördüm fakat böylesini ilk kez görüyorum; sağ gözümü açamıyorum, dudaklarım öyle şiş halde ki silikon yapmaya gitsem bu kadarını ben diyen doktorlar yapamazdı. Psikolojik etkisi ise berbat. Dokunsalar ağlar modunu geçtim biri nasıl oldun dediğinde dahi ağlamaya başlıyordum ilk gün, niye böyle oldum anlamadım. İkinci gün çok şükür psikolojik olarak güçlüyüm lakin yüzüm hala balondan hallice. 

Diş ağrısını ve hatta apse olayını düşmanımın başına gelmesini bile dilemem o kadar fecii bir durum. Şişlik inince diş tedavisi dönemi başlayacak ki en korktuğum aşamalar olur kendileri. Şu hayatta bir böceklerden bir diş hekimlerinden korkuyorum diyebilirim :P Üstelik 20lik diş ile birlikte bir ihtimal implant tedavisi görme durumum var, kabus bitmez. Kitap okuyamıyorum dizi izleyemiyorum, kafamı kaldıramıyorum resmen. Mahvetti bu diş apsesi beni. İlaçların yan etkisinden mi bilmem başım dönüyor, sarsak bir haldeyim. 20lik dişimle ilgili bu adar sıkıntı yaşıyor olmama şaşıyorum çünkü şimdiye kadar sessiz sedasız bir diş çıkma süreci yaşıyordum tüm aradaşlarımın aksine dişim çıkarken tek bir sızı bile hissetmiyordum son aşamaya gelirken bu kadar sıkıntı yaşıyor olmam can sıkıcı. Üstelik ağrıya alışkın bir bünyem yok. Şimdiye kadar karın ağrısı baş ağrısı vb ağrıları hiç yaşamadım en ufak bir ağrı beni perişan ediyor adeta. 

Velhasıl kelam durum vaziyet budur. Dişlerinize iyi bakın, en ufak bir ağrıda dahi kontrole gidin efenim. Kamu spotumu da verdiğime göre yazıyı bitirebilirim =) 

Herkese sağlıklı dişler diliyorum :) 

14 Temmuz 2016 Perşembe

Blogum ifşa oldu!

Hey oradakiler, selam!

Blogumu bulduğunuzu, sağa sola aa senin bilmem neyin blog mu yazıyor diye çılgınlarca sorduğunuzu biliyorum! Evet, sen, blogumu maalesef ki keşfettin. Burası benim sığınağım, saçmalama mekanım, özgür ruhumun yansımasıydı oysaki! Ne vardı yani gelip buldun burayı ha? Çemkiriyorum şu an sana, haberin olsun. En kişisel yazılarımı şimdi yok etmem gerekecek, oldu mu ha rahat ettin mi? Piiiiis! 

Şaka bir yana (gayet ciddiyim!) blogumun etrafımdaki kişilerce ifşa olmasından ötürü pek rahatsızım. Sanki biri sandıklara sakladığım günlüğümü açıp okumuş gibi hissediyorum. Oysa blog saçmalıklarla dolu, işe yarar bir halt yok ama böyle hissetmekten kendimi alamıyorum. Sinsiler nasıl buldu beni anlamıyorum, o kadar özendim adımı sanımı yazmamaya gayret ettim fakat olmadı, olamadı. Kızının blogu ifşa oldu anne! 

Bugün biri daha keşfetti blogumu. Nasıl oluyor bilmiyorum. Sırf blogumun varlığını pekiştirmemek için, unutur nasıl olsa yaa düşüncesine inandığım için sanki öyle bir şey yokmuş gibi, bana blog sözünü etmemiş gibi davranıp "He ya yazıyorum işte birkaç saçmalık" deyip mütemadiyen konuyu geçiştiriyorum. Tam şu an bu çemkirmelerimi okurken "Aman sanki dünyanın en kıymetli cümlelerini yazıyor, olaya bak!" dediğinizi duyar gibiyim. Hanım hanım moduna geçip sesleniyorum: Dünyanın en bemariz cümleleri dahi olsa burası benimmmm, benim! Bihterin! İfşa olmaması gerekiyordu ulen! 

İnanır mısınız birkaç hafta önce ablam aradı ve dedi ki; "Bizim şirkette çalışan bilmem kimin kızı, 'kardeşin blog mu yazıyor?' diye sordu" dedi. Ne alaka yahu ne alaka? Tesadüfen görmüş ve şıp diye benim blogum olduğunu anlamış, ablama sormuş. Hey allahım gülsem mi ağlasam mı :) Hayır keşfettin madem niçın iletişime geçip kız çok güzel blogun var demiyorsun, niçın beni takip edip çılgın okuyucularım arasına katılmıyorsun ha? Çok ayıp ettin, not ettim! Ben de seni burada ifşa edeyim mi ha? :P (Burada güleceksin)

Öyle işte dostlar. Sizin blog yazdığınızı ailenizden, arkadaşlarınızdan yaşadığınız çevreden bilen var mı? Biliyorlarsa eğer sahiden rahat rahat yazıyor musunuz? Gerçi benim ailemin büyük bir bölümü biliyor ben yine de her türlü yazıyorum ama bazen otosansür uygulamıyor değilim. 

Bu da böyle çemkirmeli sitemli dert yanmalı bir saçma post olsun. 
Esen kalın! 

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Hayata dair gülümseten detaylar #2

Hu huu! N'örüyosunuz?
Bayramınız güzel geçmiştir umarım zira benimki güzel ve eğlenceliydi. 

gölge fotoğraf
Abim ve ben.
Gölgeli fotoğrafları pek severim ^^ 

Bugün canım blog yazmak istedi fakat serde yazacak bir şey yoktu, ben de dedim ki şair bile her gün yaz yazacak bir şey bulamazsan pencereyi aç gördüklerini yaz* demiş, dedim ve hop pencereyi açtım: Bir dolu velet bahçede koşturuyor. 

Şimdi bizim binada epey çoluk çocuk var. Sadece üst katımızda dört çocuk var düşünün. Bir de bu sene 7 yaşında olan ve pek bir cin olan ikizler taşındı apartmana çocuk sayısını daha da çoğalttı. Bahçede oynayan çocukları görünce mutlu oluyorum esasen neticede yeni nesil çocukları herkesin fark ettiği ve şikayet ettiği üzere bilgisayar-tablet-akıllı telefon çocuğu. Teknolojiyi hayatının odak noktası yapmayıp hala ip atlama, beş taş oynama, yedi kule, istop ve benzeri oyunları oynayan bu çocukları görünce sevindirik oluyorum. Ben çocukken oynanan oyunların bugünkü veletler tarafından oynandığını görünce şaşırıyorum, size bunu kim öğretti ulen daha vitaminsiniz moduna geçiş yapıyorum :) 

Birkaç yıl önce (tam olarak 2012 yılı) Hayata dair gülümseten detaylar diye bir yazı yazmışım. Bugün ikincisini yazmak istiyorum. Belki de bu yazı bir serii olur :) İlkini yazdığımı unutmuşum, dün blogumda bir yazı ararken tesadüfen gördüm yazdıklarımı, okuyup gülümsedim :) İlk yazıda bahsettiğim numunelik veletler maalesef apartmandan taşındı; üzgünüz :I Hadi o zaman bu defaki veletleri okuyun. 

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Gülümseyin, Bayram geldi!

Bayram Tatlısı
Soğuk, leziz ve hafif - (Kardeşceğizim yaptı) 

Merhaba dostlar, n'abersiniz? 

Yarın bayram olduğu içün koca yaşıma rağmen ekstra bir sevinçliyim. Ramazan Ayı boyunca iftarlarda buluştuk, yarın da bayram da buluşacağız akrabalarla. Dün Ramazan süresince beklediğimiz menüyü sülalenin bir bölümüyle afiyetle yedik; mutluyuz! 

Yarın; bayram kahvaltısı, bayramlaşma, harçlık toplama, amcalar, kuzenler, halalar ve kuzencikler ile buluşma ve pek tabii sütlaçları mideye indirme günü olacak. Ah bir de şu hava olmasaydı ne güzel olurdu. Cehennem gibi bir havada sokakta vakit geçirmek namümkün olacak.
Yağmurlu bir bayram ne hoş olurdu :) 

Bayram süresince bayram atmosferine hiç uymayan kitabımı bitirebilecek miyim acaba merak ediyorum. Totem yaptım, bayram biterken istediğim şeylerden biri olacak. 
(Kendimi böyle böyle kandırıyorum da çaktırmıyorum) 

Velhasıl kelam bayramınız kutlu, mutlu ve huzurlu geçsin. 
Büyükleri unutmayın, küçüklere harçlık vermeyi ihmal etmeyin ve herkese gülümseyin :) 

(Bir gün güzel ve yaratıcı başlık atmayı öğreneceğim!!!11!) 

3 Temmuz 2016 Pazar

[Konuk Yazar]: "Özgürlüğe Giden Adımlar"

Selamlar ^^' 


Bloguma konuk yazar alma ritüelini devam ettiriyorum ve bugün Ebru adlı okuyucumun kısa öyküsünü paylaşıyorum. Siz de konuk yazar olmak isterseniz mydestinyblog@gmail.com adresine mail atmanız yeterli. 

 ♣♣♣  ♣♣♣  ♣♣♣  ♣♣♣ ♣♣♣

Adımları, yeryüzüne ulaşan gün ışıklarıyla yarışıyordu. Şafak sökülürken geceden, ince uzun topukları kaldırımları dövüyordu. Beline dek inen siyah saçları ruhu kadar yıpranmış görünüyor, iki de bir eliyle saçlarını dağıtıyordu; belki de uhunetini savuruyordu. İlikleri donduran soğuğa rağmen eteğini çekiştirme, önünü kapatma ihtiyacı duymuyor; tüm şehre meydan okurcasına yürüyordu.

Kent uyuyor, o yürüyordu. Binanın önüne geldiğinde gökyüzü aydınlığa kavuşmuştu. Her daim açık olan apartman kapısından içeri sıvışan bir kedi gördü. “Herkes uyumuyormuş.” Dar merdivenlerden çıkarken, her basamakta umutlarını düşürüyor, onların yerini kin ve öfkeyle dolduruyordu. Kapı kilidinin açılma sesi duyulduğunda hiç umut kalmamış, öfke ise taşmıştı.
Çizmelerini çıkardı. Bileğine, saatine bir göz attı. Daha uyanmasına vardı. Banyoya gidip makyajını temizledi, ama temizlenmedi. Yüzü temizlenmiş; ruhu temizlenmemişti. Beyaz yüzünün aynadaki aksine baktı. Sanki ilk defa görüyormuşçasına, kendine, aynı zamanda bir yabancıya bakıyordu.  Yosun yeşili gözleri onu ele veriyor, ona kim olduğunu hatırlatıyordu. Tahammülü tükendi birden, hızlı adımlarla salondaki kanepeye yöneldi.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Kdrama İzleme Listem

Hu huu!

Geçtiğimiz günlerde "Bana K-drama Önerin!" çığlığıma cevap veren blogger dostların tavsiyeleri üzerine oluşan liste aşağıdaki gibidir efenim. Tavsiye sırasına göre izlemeye başladım açıkçası, bu listeden de öncelikli olarak bunu izle diyeceğiniz dizi varsa hayır demem. Şu aralar Cheese in the Trap izliyorum. 

She Was Pretty
Reply 1988
Cheese in the Trap
Another Miss Oh 
Signal
Oh My Venus
Descendants of the Sun
Plus Nine Boys (izlenebilitesi var!)
Splash Splash Love
Remember / War of the Son
Adolescence Medley
Cunning Single Lady
Mariage Contract
Ojacyo Brothers
Another Miss Oh
Beautiful Gong Shin
My Amazing Boyfriend
Dating Agency: Cyrano
Goodbye Mr. Back
Jackpot
Please Come Back
Mister
Scholar Who Walks
Beautiful Mind
Beautiful Gong Shim
Doctors

Yeni dizilerden güzel olan var da bana söylemiyorsanız küserim bak :) Yenilerden de önerin ki günceli de takip edebileyim.

Edit: Chee in the Trap bitti efenim ^^' Çemkirmelerimi üşenmezsem bir ara yazacağım. Şimdi sırada Nabrut'un önerisiyle Another Miss Oh var ve ikinci dizi olarak Signal



10 Haziran 2016 Cuma

Zülfü Livaneli - Konstantiniyye Oteli: Ah!

Hu hu, nabersiniz? 


Bloguma dönüş yaptım madem o vakit okuduğum kitaplardan da az biraz bahsedeyim dedim ve son okuduğum, yeni bitirdiğim Zülfü Livaneli - Konstantiniyye Oteli kitabını yazmaya karar kıldım. zira kitap beni pek hayal kırıklığına uğrattı. Spoiler vermeden yazacağım ama zaten spoiler verecek bir şey yok içerikte. 

Konstantiniyye oteli
Zülfü Livaneli - Konstantiniyye Oteli


Kitap yeni bir otelin açılışına gelen birbirinden özel seçkin insanların oluşturduğu 300 kişiyi ve bu seçkin kişilere hizmet eden otel çalışanları, garsonları ele alan kısa hayat hikayelerinden oluşuyor. 

İstanbul'un seçkin insanları; müteahhitler, tarihçiler, meşhur köşe yazarları, iş adamları, cemiyet hayatının insanları ve birtakım ünlü simaları erken yılbaşı kutlaması ve büyük Konstantiniyye Oteli açılışı için otelin balo salonunda toplanırlar. Farklı tip ve görgüde insanlardan oluşan davette 30 masa ve her masada 10 davetli bulunuyor. Zülfü Livaneli, her birinin hayatına teker teker bakmamızı sağlıyor. Tabii bu davette hayatlarına dahil olduğumuz tek kişi davetliler değil, garsonlar ve organizasyonu yöneten, otel sahibinin şirketinde çalışan, kitabın baş kahramanı Zehra ve sevgilisi Emre'nin de hayatına kısa yolculuklar yaparız. Davetliler gibi garsonlar da çeşitlilik gösterir, aslında hayatın içinde görmeye alışık olduğumuz kişiler manzarası çizmeye çalışmış yazar; kimisi roboski katliamında aile bireylerini kaybetmiş bir genç, kimisi işid sempatizanı aklı yitik genç, kimisi adı gibi Garip... Oteldeki konuklar ve garsonlar İstanbul portresini oluşturuyor adeta. Hatta toplumun yansıması diyebiliriz. 

Kitapta Gezi Parkı, Uludere (Roboski), kadın cinayetleri gibi detaylar yer alıyor. Kah bir davetlinin hayatından kah bir garsonun hayatından ülke gündemine oturmuş önemli olaylar anlatılıyor, konuya parmak basan yorumlar yapılıyor.